İnsanlığın Sonu: Bilimsel Diktatörlük

Bilim, tarih boyunca doğayı anlamak, doğa ile insan arasındaki ilişkiyi insan lehine dönüştürmek ve bu çıktıları teknoloji adı altında insanlığın hizmetine sunmak için oldukça önemli bir araç olmuştur. Bilimsel gelişmeler, insan hayatını uzattığı gibi yaşam kalitesini de artırmıştır. Temiz su, kanalizasyon sistemleri, aşılar, ilaçlar, daha verimli tarımsal ürünler, yüksek hızlı iletişim ve ulaşım araçları ve daha niceleri, bilimsel araştırmalar ve bu araştırmalar sonucu elde edilen teknolojik gelişmelerin ürünüdür.

Bilim ve bilimsel eğitim, modern zamanlarda (18. yy. ve sonrası), ideolojiden bağımsız olarak gelişmiş veya gelişmek için çabalayan tüm toplumlar ve devletler için daima ön planda olmuştur. Çünkü bilimsel araştırma ve çalışmaların sonucunda elde edilen teknolojiler, insan hayatını iyileştirdiği gibi devletlerin kudretlerini artırmak için de kullanılabilecek güçlü araçlardır. Örneğin, uzay çalışmaları yalnızca hasım devletlere karşı yapılmamış, aynı zamanda iç kamuoyunu belirli bir ideoloji etrafında kenetlemek, milli bilinç uyandırmak ve toplumu bir araya getirmek için de kullanılmıştır [1]. Nitekim ülkemiz de yıllardır beklenen uzay ajansını kurmuş ve uzaya, sonrasında aya gitmeyi hedef olarak ortaya koymuştur. Bu hedefin teknik olduğu kadar politik olduğu da su götürmez bir gerçektir.

Hayatımızın hemen her alanına giren bilim, son yıllarda pandemi ile adeta hayatımızın merkezine oturdu. Sabahtan akşama kadar her türlü kitle iletişim aracında ve sosyal medyada sağlığımız için gerekli bilgileri öğrenirken, tıp üzerinden bir bilim bombardımanına tutulduk. Aşılar, ilaçlar, kandaki moleküller, bitkisel tedaviler ve tıp hekimliği derken halkın en avam kesimi bile kulaktan dolma da olsa bazı bilimsel bilgilere maruz kaldı.

Bu yazıda, bilimin tek başına bir etik ve felsefi duruşu ifade etmediği üzerinde durulacak; bilimi bilim yapanlar ve çıkar gruplarından bağımsız olarak düşünemeyeceğimizi ortaya koyacağız. Parçalanan atom; fabrikalarımızı çalıştırmak için kullanılabileceği gibi, insanları, şehirleri ve medeniyetleri ortadan kaldırmak için de kullanılabilir olduğunu göreceğiz.

Bilimin Kötü İnsanlar Tarafından Kullanımı

Enrico Fermi ünlü bir İtalyan fizikçidir. Kendisi Faşist Mussolini yönetiminde Ulusal Bilimler Akademisi'nde çalışmış; 1938'de Yahudi olan eşine uygulanan ayrımcılık nedeniyle ABD'ye iltica etmiştir. Ancak ABD'ye iltica etmeden yaptığı çalışmalarla atomu nötron bombardımanı ile parçalamanın teorisini olgunlaştırmış ve nitekim ABD'de atom bombası yapmak için başlatılan Manhattan Projesi’nde de çalışmıştır. Sonuç olarak Enrico Fermi, atom bombasının yapımına oldukça fazla katkı sağlamıştır. Eşi ve çalışanlarının ayrımcılığa uğraması nedeniyle İtalya’dan ayrılsa da, ayrılmadan önce tam 9 yıl boyunca İtalyan Faşist Partisi üyesi olarak hizmet vermiştir [6].

Mussolini yönetimi bilime ve tekniğe oldukça fazla önem veren bir idareydi. Tıpkı Nazi yönetimi gibi, Faşist İtalya da bilim ve teknolojiyi rakip milletleri yenmek ve muhaliflerini yok etmek için kullanmaktan çekinmemiştir. Totaliter bir ideoloji olarak Faşizm bilimi ihmal etmemiştir. Mussolini rejimi, Fermi'nin laboratuvarına atom çağı için gerekli çalışmaları sağlayan meblağlar ayırmıştır. Ancak, bu hibeler Faşist rejim aracılığıyla değil, Consiglio Nazionale delle Ricerche (1923'te kurulan Ulusal Araştırma Konseyi, CNR) gibi araştırma kurumları ve bazı Faşist olmayan insanlar aracılığıyla kullanılmıştır. Mussolini, Fermi'nin araştırması için daha fazla fon ayırma zamanı geldiğinde bunu reddetmiş ve Fermi'nin ülkeyi terk etmesi için başka bir gerekçe sağlamıştır. Ayrıca, 1938’in Yahudi aleyhtarı yasalarına bilimsel bir temel bulmaya çalışarak, bilimin hakikat arayışındaki misyonuna müdahale etmiş ve bilimi kötüye kullanmıştır. Yine de rejim, bilim camiasında geniş bir destek bulmuştur [7].

Bilime Mutlak Güvenmeli miyiz?

Bilim, insanlığın bilgi üretme ve doğayı anlamlandırma aracıdır; ancak tek başına doğru ve ahlaki bir rehber değildir. Bilimsel veriler, yöntemler ve bulgular tarafsız gibi görünse de, bu bilgilerin yorumlanması ve uygulanması, onları kullanan insanların niyetine ve etik anlayışına bağlıdır. Bilim, doğru ellerde büyük faydalar sağlar: hastalıkların tedavisi, teknoloji ile yaşam kalitesinin artırılması, doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi gibi. Öte yandan, yanlış kullanıldığında, bilimsel bilgi toplumu manipüle etmek, korku yaratmak veya yıkıcı teknolojiler üretmek için kullanılabilir.

Bu nedenle, bilime mutlak bir güven duymak yerine, onu eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmek gerekir. Bilimsel gelişmelerin etik boyutunu, kullanıcılarının niyetlerini ve toplumsal etkilerini göz önünde bulundurmak, bilimin toplum yararına dönüşmesini sağlayacak temel adımlardan biridir. Tarih boyunca bilim, hem insanlığa hizmet eden hem de felaketler yaratabilen bir araç olmuştur; bu çifte yön, bilimle ilgili bilinçli ve eleştirel bir yaklaşımı zorunlu kılar.

Bilimin Politika Aracı Olarak Kullanımı

Bilim yalnızca araştırma ve keşif aracı değil, aynı zamanda ideolojik ve politik amaçlarla toplumları yönlendirmek için de kullanılabilir. Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya adlı kitabı, bilimin toplumu kontrol etmede nasıl bir araç haline getirilebileceğine dair çarpıcı örnekler sunar. Kitapta, bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, bireylerin davranışlarını manipüle etmek ve toplumun belli bir düzen içinde yönlendirilmesini sağlamak amacıyla kullanılır.

Gerçek dünyada da benzer örnekler görmek mümkündür. Tarih boyunca bazı yönetimler, bilimsel bilgileri kamuoyunu etkilemek, ideolojik mesajlar vermek veya toplumsal korku yaratmak için kullanmışlardır. Örneğin, salgınlar sırasında yayılan bazı bilgilerin korku uyandırma amacıyla çarpıtılması, bilimsel temelli politikaların halk üzerinde manipülasyon etkisi yaratmasına yol açabilmiştir. Bu durum, bilimin sadece teknik bir bilgi değil, aynı zamanda güçlü bir sosyal araç olduğunu gösterir.

Bilimin politika aracı olarak kullanılması, toplumlar üzerinde ciddi etkiler doğurabilir. Eğitim, sağlık ve iletişim alanlarında yapılan bilimsel düzenlemeler, halkın algısını şekillendirmek ve belirli ideolojileri güçlendirmek için bir araç olarak kullanılabilir. Bu nedenle bilimsel bilgiyi değerlendirirken, onun kullanım bağlamını, kullanıcılarını ve olası sosyal sonuçlarını göz önünde bulundurmak gerekir. Bilim, doğru amaçlarla ve etik çerçevede kullanıldığında toplumları geliştiren bir güçken, kötü niyetle kullanıldığında toplumsal zarar yaratabilecek bir araçtır.

Sonuç

Bilim, insanlığın hizmetinde büyük bir güçtür; ancak etik ve sorumlulukla kullanılmadığında toplumsal ve bireysel felaketlere yol açabilir. Bu nedenle bilimsel gelişmelerin etkilerini doğru değerlendirmek ve onu politik ve çıkar gruplarından bağımsız analiz etmek hayati öneme sahiptir.


bilim, psikolojik harp, korku yönetimi, Enrico Fermi, Mussolini, totaliter rejim, atom bombası, Manhattan projesi, Covid-19 psikoloji, bilim ve politika, etik, bilimsel manipülasyon

Kaynakça

[1] https://www.youtube.com/watch?v=-0th7z7ybUY

[2] https://www.cbc.ca/radio/whitecoat/the-psychology-of-post-pandemic

[3] http://devlet.com.tr/makaleler/y60-PSIKOLOJIK_HARP_TEORISI.html

[4] https://savunmasanayiguncesi.blogspot.com/2020/11/covid-19-tarihin-en-buyuk-psikoloji.html

[5] https://theconversation.com/anxiety-about-coronavirus-can-increase-the-risk-of

[6] https://en.wikipedia.org/wiki/Enrico_Fermi

[7] https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/14690760500229815

Yorumlar